Akşam karanlığında gökyüzünde Aydan sonra en parlak ışığa sahiptir. 
Venüs'e Zühre yıldızı da denir. Eski zamanlarda karanlığın hemen çökmesinden 
sonra ortaya çıktığı söylenir
 

Hani, nereden başlayacak cümle ? Her zamanki gibi aynı olmak zorunda mı? Zühre yıldızı… Ne alaka denmemeli, Zühre yıldızı şuan benimle…

Yağmur yine yağmur.. Yukarıdasın işte ! Senin onunla herhangi bir alakan varmı diye düşünmekten bıkdığım anlarda senin sözlerine  sarıldım hep…Bazen beyaz bir gelindin, bazende beyaz bir örtü. Çok saçma olurdu seni tekrar dilemek. Arzulamak hangi sözcüklerin neferi olmalıydı ? İstemek bir o kadar da uzak değildi aslında.. Sana bana hangisi el uzatacaktı ? yağmur yine yağmur.. örtme üstümü, ben belkide örtülmekten korktum, topraktan… İşte zamanı , daha neyi bekliyorsun ! Karanlığının yaklaştığı vakitte çık artık gel artık uzan artık yaklaş yaklaş yaklaş ! Yağmuru beraberinde getirmek sözünün sadıklığının neresinde ?  Çukursa önüm bırak düşeyim.  Olmadıysa eğer ,  sen yine tepede kal… Söylemiştikya, sözleşmiştikya, sırlaşmıştıkya unuttun mu diye içimden geçirmek istiyorum fakat buluyorum hangisinin yanlış çözümlemelerden bertaraf olduğunu…

Sen yine başladın… Gönül baharında yağmurun mevsimsiz gelmesi Zühre’mize bu karanlıkta hiç ama hiç yakışmadı….

Dj Başkan ..


Belkide …

Yayınlandı: Nisan 23, 2012 / Uncategorized

Başımın içinde olmasını istediğim birkaç tane gereksiz olmayan hayaller arasında uçurtma uçuranların gökyüzünde amansız bir boşlukta yalnızlıkta uçmasını ‘’kuşlara hakarettir’’ diyen bir çehre yapısı ile

dişlerimin gıcırdamasındaki seslilik içerisinde kalbime de ‘’bir  ameliyat gereklidir” teşhisi koyma düşüncesinin dinamikliği üzerinde birkaç dakika daha beraber olabiliyseydik eğer,  

bir türlü denize baktığında görünenin ardında yer alan başkalaşımı çıplak gözle ayırt edebilme bilincine sahip olabilirdik…

Böylece bu zamana kadar  yaşadığımız bu sergüzeşte de (maceraya) bir iki tane mantıklı veya mantıkdışı bir tümleç yada öznesi sen yüklemi de yine senin olabileceği bir cümlenin kıyısına kürek atmak,

sandığımız kadar karışık olan o düğüm içerisinde kördüğüm halini almış bez parçasının etrafında birlikte iz bırakacak kadar hatırlanılabilir bir değeri var etmeye bir şanş doğuracaktı…

 

22-23 Nisan..

Dj Başkan

Gelinen zaman diliminde sözcüklerin, ünlemlerin, seslerin, haykırışların, ifadelerin, soyut – somut tüm kavramların, tüm sıfat ve karakterlerin, sonu tümcelerle ve başı dolu fakat perde arkası iplik yumağının dağılması gibi bir kenardan diğer bir tarafa doğru uzanan, kalıpların daha çok egemen olduğu bu dünya sisteminde herşeye üzülüyorum. Üzülmekle kalmayıp hayıflanıyorum aslında. Haklının yanında haksızı gördükçe de sinirim bir hayli bozuluyor, nabzımdaki atış yerini alev topuna dönüştürüyor sanki. ..


Mahallemiz de top oynardık her dakika otoban gibi kullanılan o yolda. Sayısız araç geçer ama biz yine o topun peşindeydik.. Kız çocukları ise aklımızın almadığı oyunlarla meşgul olurlardı. Bizim için o yuvarlaktan başkası anlamsızdı. Şu sıralar o top dediğimiz ve peşinden koşturduğumuz , bize haz ve anlık mutluluk veren şeyin, hayatımda olmayışı gibi aslında tüm üzüntüm. O topun peşinde oluşum gözüksede iplik yumağında ki kısım aslında.. Herkesin , o maçtaki kişilerin arkadaşların kayboluşu, hepimizin bir yerlere savruluşu.. Ve asla bir kez daha o ilk 11’i yani 6’şarlı 7’şerli gençleri bir arada görememek.. Tıpkı bunun gibi, gelinen zaman diliminde bir çok şeyi ve bir çok şeyi kaybedişim gibi..

İnsan anlıyor uzun bir zaman diliminden sonra.. Olumsuzluklarla sonuçların olaylardan sonra daha çok anlıyor ; Kendi kabuğunu dayanabileceği noktaya kadar kırmayı, yada kırmanın olumsuz bir kelime olduğunun farkında varırsa eğer, madem olumsuzluk var diyip işe koyulma riskini göz önüne almaya gerek yok diyerek öylecek yoluna devam etmesi.. Yani kendisi gibi olması, kendi dünyasından getirdikleriyle beraber hayatını sürdürmesi olmalıdır. Fakat içteki kendisiyle hesabı hangi hareketi yaparsa yapsın asla bitmeyecektir..

Güven kelimesine takmış durumdayım bu aralar..İnsan nasıl güvenmeli.. Hisleriylemi, duygularıylamı, şunlamı bunlamı… yoka takva ile mi ?.. Açıkçası bunun ifadesini net olarak yansıtacak cümleleri bir araya getirebileceğimi zannetmiyorum. Ama diyeceğim birkaç cümlecik var tabiki.. Erkek ve Kız olarak düşündüğüm zaman yine bir şey değişmiyor.. Hele ki ilişkilerin o kadar lekeleştiği bir zaman diliminde( hem dostluk, hem aşk vs.. )… Erkeğin etek altı muhabbetlerini yangınlaştırdığı, fantazilerini kendi iç dünyasından da aşırarak çevresine katması, çevresine katmakla kalmayıp kendi hazları uğruna insanlığından çıkması düşünüldüğü zaman hiçbir tümcenin benim ifademe bir anlam getirebileceğini zannetmiyorum. Tıpki bir kızın ahlak kavramları üzerinde kendi iç dünyasında bulamadıklarını, zamana yayması yerine, vakti gelmeden vaktinde yaşaması kifayetsiz bırakılma denilen ifadeyi doğuruyor metnimde.. Hele ki dostluğu can feda etmek yerine cansız koyanlar, ve hele ki aşkı iki öpücükten ibaret sananlar gibi… İşte ben böyle bir zaman diliminde dostluğu Allah’ın bahşettiği kullarda yaşayıp, aşkıda varsa bahşedilmiş bir kul ile yaşamayı yeğlerim.. Onun dışında yapabilecek başka birşeyim yok..Günlük haftalık aylık yıllık muhabbetler yerine, uzun gibi görünen ama cok kısa olan şu ömürde CAN’ı baş köşeye koyan KARDEŞLER’imle uzanıyorum hayata…..Varsa CAN’ı baş köşeye koyan, kapı zaten her zaman zile basılmaya gereksizin açıktır… Paragrafın başındaki Güvenin karşıtı hertürlü muhabbetle, birlikte CAN’dır…

B.Ö

Korumalı: 3-4-5 TEMMUZ 2011

Yayınlandı: Temmuz 6, 2011 / Uncategorized

Bu içerik parola ile korunmaktadır. Görmek için lütfen aşağı parolanızı girin:

Korumalı: 2 temmuz 2011

Yayınlandı: Temmuz 6, 2011 / Uncategorized

Bu içerik parola ile korunmaktadır. Görmek için lütfen aşağı parolanızı girin:

Korumalı: 1 TEMMUZ

Yayınlandı: Temmuz 6, 2011 / Uncategorized

Bu içerik parola ile korunmaktadır. Görmek için lütfen aşağı parolanızı girin:

Korumalı: 26-30 HAZİRAN

Yayınlandı: Temmuz 6, 2011 / Uncategorized

Bu içerik parola ile korunmaktadır. Görmek için lütfen aşağı parolanızı girin: